arşiv

0, 2016 için arşiv

Ayrılık Zamanıdır Sonbahar

Çarşamba, 24 Şub 2016 yorum yok

Dal sevdasız, yaprak vefasız
Hep ağlamaklı bulutlar
Bir şeyler kopar gider içimden
Ayrılık zamanıdır sonbahar

Sonbaharda üşür ellerim
Sonbaharda kaybolur düşlerim
Bir meçhule doğru yürür giderim
Ayrılık zamanıdır sonbahar

Dağıtır saçlarımı bir deli rüzgar
Savrulurken sokaklarda kuru yapraklar
Saçaklarında yağmur, dağlarında kar
Ayrılık zamanıdır sonbahar

Bahçemde güllerin boynu bükülür
Giderken kırlangıçlar, turnalar
Menekşeler ölür, karanfiller ölür
Ayrılık zamanıdır sonbahar

Uykularım parça parça, rüyalar yarım
Aydınlık içinde karanlıklardan korkarım
En güzel şarkıları bile duymaz kulaklarım
Ayrılık zamanıdır sonbahar

Ağıt sesleri duyulur adım başı
Hüzün dolar evler, sokaklar
Kaybedersin en yakın dostu, arkadaşı
Ayrılık zamanıdır sonbahar

Kazım Üçok

Categories: Şiirler Tags:

Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni

Çarşamba, 24 Şub 2016 yorum yok

Ne güzel şey hatırlamak seni:
Ölüm ve zafer haberleri içinden,
Hapiste
Ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Ne güzel şey hatırlamak seni:
Bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
Ve saçlarında
Vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…
İçimde ikinci bir insan gibidir
Seni sevmek saadeti…
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
Güneşli bir rahatlık
Ve etin daveti:
Kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
Sıcak koyu bir karanlık…

Ne güzel şey hatırlamak seni,
Yazamak sana dair,
Hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek:
Filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
Kendisi değil
Edasındaki dünya…

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
Bir çekmece
Bir yüzük,
Ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
Fırlayarak yerimden
Penceremde demirlere yapışarak
Hürriyetin sütbeyaz maviliğine
Sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…

Ne güzel şey hatırlamak seni:
Ölüm ve zafer haberleri içinde,
Hapiste
Ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Categories: Şiirler Tags:

Sensizlik Çok Acı

Çarşamba, 24 Şub 2016 yorum yok

Sensizlik öğle acı veriyor ki bana
Dalıp dalıp gidiyorum bak uzaklara
Kalbim derinden sızlıyor ağrıyor işte
Küsüyorum işte ben bu yalnızlığıma
Perişan olsam da yaşadığım bu hayatta
Mutlu olacağım belki öbür dünyada
Senden önce yaşamadım ki ben sevdayı
Sen öğrettin bana sevmeyi ve de aşkı
Bense kıymetini bilemedim belki de
Bilmelisin sen varsın sadece hayatımda
Sensizlikten ötesi nedir ki zaten bana
Ben bir kere sevdim bunu anlasana
Başkasına nasıl veririm kalbimi bir daha.
Onun sadece sende olduğunu anlasana
Beni sevecek bir başkası olamaz hayatımda
Sensizlik çok acı veriyor inan ki bana.
Bir kez daha benim yanımda olsana.

Categories: Şiirler Tags:

Koyun Zekası

Salı, 23 Şub 2016 yorum yok

İnsan beyninin yüzleri görsel olarak tanımak için geliştirdiği özel sinirsel mekanizmalar, bize yüzlerce değişik bireyi tanıma , hatırlama ve onları düşünme yeteneği sağlıyor. Koyunlarsa, koyun işte !.. Bize sorsanız hepsi birbirine benziyor. Oysa onlar insanlar için aynı şeyi düşünmüyor anlaşılan. Bir araştırma, koyunlarında benzer bir beyin organizasyonu sayesinde hem kendi hemcinslerinden bireyleri, hemde farklı insanları tanıdıklarını ve oldukça uzun süre belleklerinde tuttuklarını ortaya koydu. Cambridge’deki (İngiltere) Babraham Endüstri Bilimsel ve Gelişimsel Nöroloji Labaratuvarı’nda Keith M. Kendrick ve ekip arkadaşlarına göre insanlar gibi koyunlarında beyinlerinin şakak ve alın loblarında, sosyal yaşamın gerekli kıldığı bu zihinsel işlemi kolaylaştıran uzmanlaşmış sinir sistemleri bulunuyor.

 

Ekipçe yürütülen deneyler, koyunların 50 başka koyunu tanıyıp görsel özeliklerini iki seneyi aşan bir süre boyunca belleklerinde tuttuklarıı ortaya koymuş bulunuyor. Araştırmada ortaya çıkan bir başka sonuçda, bu uzmanlaşmış sinirsel devrelerin, uzun süreli ayrılıklardan sonra dahi farklı koyun ve insan yüzlerini seçici bir biçimde kodlayabilmeleri.
Deneyde 20 koyun, yüzleri tanımak için eğitilmiş. Bunun için labirente sokulan koyunlara, ayrı odacıklarda 25 çift koyunun önden çekilmiş yüz resimleri gösterilmiş. Resimlerden biri, yiyecek ödülüyle birlikte gösteriliyor. Hayvanlar, 30 turdan sonra yiyecek sağlayan yüzleri %80 doğrulukla tanımışlar. Daha sonra 4-6 hafta boyunca 400-500 deneye daha tabi tutulan hayvanların , yeniden eğitilmeye gerek göstermeksizin, önden tanıdıkları yüzleri profillerindende tanıyabildikleri görüşmüş.

 

Daha sonra hayvanların tanıdıkları yüzleri ne kadar akıllarında tutabildiklerini belirlemek için 800 güne kadar uzayan çeşitli aralıklarda testler yinelenmiş. Hepsinde de koyunların resim tercihlerini doğru olarak yaptıkları görülmüş. Ancak, 601-800 gün sonrasında denek koyunların doğru resimleri hatırlama gücünün belirgin biçimde azaldığı gözlenmiş.

Categories: Bilim Tags: ,

Nano Bilgisayarlar

Salı, 23 Şub 2016 yorum yok

Elektronik devrelerin mikrometre (metrenin milyonda biri) ölçeklerine düşürülmesi , son 25 yıl içinde gözlenen bilimsel ve ekonomik gelişmelere damgasını vurmuştu. Son birkaç yıldırsa araştırmacılar, nanometre (metrenin milyarda biri) ölçeğindeki mekanik ve elektronik sistemlerle gerçekleştirilebilecek aydıtların düşlerini kuruyorlar. Nano teknoloji uygulamalarını heyecanla bekleyen potansiyel müşterilerin başında bilgisayar endüstrisi geliyor. Aslında nanometre ölçeğinde bazı devre elemanları kazıma “etching”, püskürtme (depositing) yada baskı yöntemleriyle gerçekleştirilmiş bulunuyor. Ama nanoteknolojinin bir patlama yapmak için aşması gereken sorunların başında mikrodünyanın kurallarına göre işleyen araçlarla , tanıdığımız makro dünyanın araçlarını birleştirecek arayüzlerin yokluğu geliyor. Bu darboğazlardan biride birkaç atom yada molekül büyüklüğündeki deve parçalarınıişlevsel bir yapı içinde bir araya getirmek. Buysa söylendiği gibi kolay bir iş değil. Örneğin , nanometre ölçeğindeki devre elemanlarını birbirine yada başka makroskobik parçalara bağlamak gerekiyor.

 

Ancak geçtiğimiz ay Science dergisinde yayınlanan iki makale, nanobilgisayarlar yönünde dramatik gelişmeler için umut ışığı yaktı. Geçtiğimiz yıllarda nanoteknoloji araştırmacıları, molekül ölçekli yarıiletken nanoteller yada karbon nanotüplerden transistorler geliştirmişlerdi. Dergide yayınlanan araştırmalarsa, moleküler ölçekli elektronik uygulamalarını ilk kez “parça” düzeyinden çıkarıp, çalışabilen “devre” düzeyine taşıyor.

 

Nanodevrelerde aranan iki önemli koşul var:
Bir kere, devrenin parçaları olan transistörlerin, çıktı / girdi oranı 1′in oldukça üstünde olan bir sinyal güçlendirme yada “güç kazancı” sağlaması gerekiyor. İkinci koşulda devredeki her transistörün, kendi yerel kapı kontağınca kontrol edilmesi.. Hollanda’nın delft Teknoloji Üniversitesi Uygulamalı Fizik Bölümü’nden Adrian Bachtold ve ekibinin bu koşulları gerçekleştirmek için kullandıkları araç, karbon nanotüpler (Bkz: Bilim ve Teknik, Karbon Nanoyapılar, Sayı 398 [Ocak 2001] s.46-51). Ekip, daha önce gerkeçleştirdiği bir deneyde, bir silikon yüzey üzerinde iki metal kontağa tutturulan karbon nanotüplerin günümüz mikrobilgisayarlarında kullanılan Alan Etki Transistörleri (Field Effect Transistor) gibi davrandığını bulmuş. Ancak ilk deney başarısız olmuş. Nedeni, Kontrol kapı kontağı olanak silikon tabanının bütününün kullanılması. Böyle bir tasarıma çip üzerine yerleştirilen transistörlerin hepsinin birden aynı anda açılıp kapanması gerekiyor. Ayrıca, kapı kontağı ile nanotüp arasındaki yalıtkan da görece kalın olduğundan ve kontak ile nanotüp arasında yeterli kapasitans sağlanamadığından güç kazanımı 1′in altında kalmış. Bachtold ve ekibi, yeni deneylerinde önce elektron demeti litografisi yöntemiyle çip üzerine her transistör için alüminyumdan yerel kapı kontakları koymuşlar. Daha sonra alüminyum uçlar üzerinde çok ince bir yalıtkan tabaka oluşturmak için bunları havayla oksitlendirmişler. Kalınlığı büyük ölçüde azalan yalıtkan tabaka, yeni nanotüp transistörlerin 10′un üzerinde bir kazanç oranıyla bağımsız çalışmasına olanak sağlamış. Ekip, transistörleride lilitografi tekniğiyle yapılan altından bağlantılarla birbirine bağlayarak bir dizi mantık devresi oluşturmuş.

 

Harvard Üniversitesi Kimya ve Kimyasal Biyoloji bölümünden Hu Yuang ve ekibiyse, “YA DA” ile “VE” mantık kapıları için yalnızca diyotlardan yararlanmışlar, ancak öteki devreleri yapabilmek için nanotel Alan Etkisi Transistorleri kullanmak zorunda kalmışlar. Bachtold ekibininkiler gibi Hardvard’lı araştırmacıların Alan Etki Transistörleri de ince yalıtkanlı yerel kapı kontaklarına sahip. Böylece kolaylıkla transistör devrelerine bağlanabiliyorlar. Hu yuang ve ekibinin geliştirdiği yöntemin iki önemli özelliği , çapraz geometride yerleştirilen nanotellerin kesişme noktalarının da gerçekten nanoölöekli olması ve böylece tüm düzeneğin gerçek nanometre ölçeğine kadar küçültülebileceğinin işaretini vermesi (her iki deneyde kullanılan çipler hala mikrometre boyutlu). İkinci önemli özellik, kontaklar dışında nanotel devrelerin litografi gibi “yukarıdan aşağı” yöntemlerle değil, mikroakışkanlar kullanımı yoluyla, çok sayıda paracığın paralel olarak aynı anda üretilmesine olanak veren “aşağıdan yukarı inşa” tekniğiyle yapılmış olması.

 

İki yöntem , hem tasarım , hemde kullanılan nanoölçekli yapılar bakımından birbirinden ayrılıyor ve böylece nano bilgisayarlar yapımı için farklı yolların varlığını gösteriyor. Ancak ikiside devrelerin çeşitliliği ve karmaşıklığı açısından , daha önce farklı araç ve yöntemler kullanılarak geiştirilmiş nanodevre düzeneklerinden çok ileri. Daha önce V. Derycke ve ekibi, bir silikon taban üzerinde , kimyasal işlemlerle güçlendirilmiş nanotüpler yerleştirerek bir “HAYIR” mantık kapısı (invertör) gerkeçleştirmişti. J.H. Schön ve ekibiyse , bir taban üzerine organik moleküllerden tek bir katmana, hatta tek moleküllere ayalı Alan Etki Transistörlerinden kurulu, çalışan bir invertör yapmayı başarmıştı. Kuram ve uygulamalardaki hızlı ilerleme, bilimkurgunun gerçeğe dönüşmesi için umut veriyor. Ancak moleküler düzeydeki parçalardan oluşan , işleyen, ticari ucuzlukta bir bilgisayar gerçekleştirmek için daha çözümlenmesi gereken önemli sorunlar var: Herşeyden önce yalnızca moleküler ölçekte bazı parçaları olan değil , tümüyle moleküler ölçekte olan devreler gerekli. Parçalar arasındaki boşluğu moleküler düzeye indirecek yöntemler (nanotel gibi) umut verici. Karbon nanotüplerin kimyası, bunların değişik (örneğin, elektiriksel) özellikte olanlarını seçebilme ve oluşturma konusunda artan bilgi ve beceride nanobilgisayar mimarlarının işini kolaylaştıracak türden. Bütün bunlar, örneğin, 1 trilyon devrenin 1 santimetrekare alanlı bir çip üzerine yerleştirilmesini kurumsal olarak olanaklı kılıyor. Bir trilyon devreyle ne yapılacağı, bunların nasıl birbirine bağlanacağı, 1 trilyon devrenin aynı anda çalışmasının oluşturacağı sıcaklığın devrelerdeki molekülleri etkilemesinin nasıl önleneceği, üstelik bütün bunların nasıl hızlı ve ucuz bir biçimde gerçekleştirilebileceği ise ayrı mesele.


Bu olsa bile bu nanobilgisayarların nerede kullanılacağı henüz kesin değil. Görünen o ki “NanoPC” ler biz sıradan insanların alım gücünü, gereksinimlerini ve de en azından çoğumuzun bilgisayar kullanım becerisinin düzeyini aşıyor. “Yapay Zeka” araştırmacılarının ise heyecanla ellerini ovuşturduklarından kuşku yok.

Sen Benim Kuzey Yanımsın

Pazartesi, 22 Şub 2016 yorum yok

Sen benim kuzey yanımsın
Gölgede kalan ve yosun tutmaya mahkûm olan
Bazen yönümü bulmama yardım etsende
Sen hep kaybettiğim sevdâma çıkan yollarımsın
Hazan vurmuş bahçelerde dökülen yapraklarım
Saklımsın, sakladığımsın, gizli sevdâmsın
İçimde dindiremediğim sızım,
Kanımda dolaşlan canımsın
Sen benim varlığım,
Hayatımın anlamısın
Bozkırda ıssızlığım,
Koparamadığım sevdâ çiçeğimsin
Yağmurlara hasret kurak topraklarda
Çatlayan yanım,
Kabuk bağlamayan yaramsın
Ağlamaklı bulutların sakladığı gözyaşlarım,
Esmeyen rüzgârım, gelmeyen bahârımsın
Ayaz gecelerde yüreğime yağan kar tanelerimsin
Bitmeyen zemherim,
Düşmeyen cemrelerimsin,
Sen benim kuzey yanım,
Sen benim öbür yarımsın…

Funda Gökçen

Categories: Şiirler Tags:

Yüreğime Akan Gözler

Pazartesi, 22 Şub 2016 yorum yok

Sıradan bir akşamdı
Ama sıradan değildi
Çünkü o akşam
Gözlerim öyle bir çift gözlere değdi ki
Bakışlarıyla hemen yüreğime aktı
İşte o gözlerle hikayem
O akşamdan başladı
O akşam ki
Gözlerimin hep tarihinde kazılacak
Çünkü son kere uykuyu
O akşam tatmıştı
Öyle uyku hırsızı gözler ki
Gündüzlerim gece
Onunla geceler gündüzüm oldu
Ve artık güneşin ufuklu limanlarda
Çabuk batsın istiyorum ki
Geceler çabuk gelsin diye
Çünkü sadece geceler
O gözleri bana gösteriyor
Vefalı geceler de beni kırmadan
Onunla kavuşturuyor her gece
Mutluluğun güllerle sarılmış mekanlarda
Göz göze
El ele buluşuyoruz
Öyle mutluyum ki
Böylece hissi yaşamadım hiç
Gönül de ortak ruhumda ikiz olan
Bir insanla karşılaşmadım önce
Öylesi bir şey ki
Anlatılmaz
Yazılmaz
Yaşanılır sadece
Beni güzelliğin anlamını anlatan
Huzurumu…
Sonsuz mutluluğumu sağlayan
O gözlere Allahtan dilerim ki
Hep mutluluğu görsün
Ve Öyle de yaşasın….

Emir Kerküklü

Categories: Şiirler Tags:

Diller, Sevgi Desin

Pazar, 21 Şub 2016 yorum yok

Gönüllere sevgi dolsun,
Diller, sevgi, sevgi desin.
Sarpa giden yol düz olsun,
Yollar, sevgi, sevgi desin.

Beyinlerde silinsin kin,
Hoş görüdür İslam’da din,
Savaşlar yok akmasın kan,
Seller, sevgi, sevgi desin.

Soğuk olmasın arada,
Sevgi merhemdir yarada,
Gökte, denizde karada,
Yeller, sevgi, sevgi desin.

İnsanlar türkü söylesin,
Kalksın şöyle ve böylesin,
Sazlar gönül hoş eylesin,
Teller, sevgi, sevgi desin

Gönüllere sevgi ekin,
El ele halaylar çekin,
Benlik, senlik, nefsi yıkın,
Haller sevgi, sevgi desin.

Dertle, keder, küs olmasın,
Kan arınsın kir kalmasın,
Zehri virüs at salmasın,
Güller sevgi, sevgi desin.

Kurban olsun Uzun Ali,
Savaşmasın tüm ahali,
Elden ele zeytin dalı,
Dallar sevgi, sevgi desin.

Ali Uzun

Categories: Şiirler Tags:

Senin Sözlerinde Sevgi Var Gülüm

Pazar, 21 Şub 2016 yorum yok

Sen ona sevmirem söyledinse de,
Senin gözlerinde sevgi var gülüm.
Güzel bakışları gizletdinse de,
Senin gözlerinde sevgi var Gülüm.

Yazıktır kalbine sitemler etme,
Kimseyi kandırıp,endişe etme,
Yolunu değişip,uzağa gitme
Senin gözlerinde sevgi var Gülüm

Aynaya bakıp da düşünme gülüm,
Bitirir azabın kendini gülüm,
Gün senin,saadet gülün der gülüm,
Senin gözlerinde sevgi var Gülüm.

Sevgin yüreğinde vüslata hasret
Ne olur sen ona eğle bir şefkat
Yanırsın ateşde gizlince fakat
Senin gözlerinde sevgi var Gülüm

Yine de gamlara yaslanmış canın
Ne çare bulursun,ne de dermanın
Yeter feryatların,ah’ın,feğanın
Senin gözlerinde sevgi var Gülüm.

Sussun o yürek ki,sevgi bilmiyor
Bitsin o ömür ki,o dert bilmiyor,
Sevgi geldiğinde hudut bilmiyor
Senin gözlerinde sevgi var Gülüm.

Mum gibi bin hale heden düşürsün,
Her günün dününden daha kötü gün,
Ben sustum,bir Tanrı,bir sen bilirsin,
Senin gözlerinde sevgi var Gülüm.

Gözlerin engindir ummana benzer
Serindeki sevda dumana benzer
Seherde açılan numana benzer
Senin gözlerinde sevgi var Gülüm.

Gulnare Leman

 

Categories: Şiirler Tags:

Öyle Bir Sevgi

Pazar, 21 Şub 2016 yorum yok

Bir sevgi vardı dağlardan daha yüce
Bitmek tükenmek bilmeyen bir sevgi
Bitmedi, tükenmedi, tükenmeyecek
Hep kalplerde yüreklerde gezecek
İşte öyle bir sevgi, işte ölesiye bir sevgi

Gün geldi ayrılık zilleri çaldı
Ben başka o başka diyara kaldı
Bitmedi tükenmedi sevdamız
İşte öyle bir sevgi, işte ölesiye bir sevgi

Tadı yoktu sanki onsuz hayatın
Solmuştu güller, susmuştu bülbüller
Yıldızlar parlamıyordu sanki onsuz
Unutulmuyordu mazideki günler
İşte öyle bir sevgi, işte ölesiye bir sevgi

Zaman su gibi aktı geçti
Koskoca bir ömür bitti tükendi
Ne ben onu unuta bildim, nede o beni
Ayrılık olsada gönüller hep birdi
İşte öyle bir sevgi, işte ölesiye bir sevgi

Ramazan Karataş

Categories: Şiirler Tags: